Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamd, onun sevgili elçisine salât selam ederim.
Hakkında; “Ben cinleri ve insanları sırf beni bana kullukta bulunsunlar diye yarattım” buyurulan insan marifetullah ile surumludur. Denebilir ki, insanların asıl görevi Allah (cc)’ı isim ve sıfatlarıyla tanımaktır. Kimileri Allah Teâlâ’yı, büyüklerinden gördüğü gibi taklidi, kimileri de araştırmalarına dayanarak tahkiki olarak tanır.
Kur’an’da Yüce Allah (cc), alemlerin rabbi olarak tanıtılır;[1] kendine has düzeniyle her şeyi ıslah eden ve yetkinlik noktasına varıncaya kadar tedrici olarak inşa edip geliştiren, varlığın yaratıcısı ve maliki; insanların terbiyesini, ihtiyaçlarını gidermeyi, onları koruyup gözetmeyi üstlenen, emredip yasaklayan, mutlak egemenlik sahibi, hidayetin ve teşriin kaynağıdır. İbadet edilen, yüceliği karşısında hayrete düşülen, gönülden bağlanılıp sığınılan, duyularla idrak edilemeyen tek varlık olarak Allah (cc), La ilahe İllallah sözünün anlatmak istediği şeydir.
La ilahe İllallah diyenin cennete gireceğine ilişkin rivayetler, Allah (cc)’ın mutlak anlamda ibadet edilen, tapınılan, itaat edilen ve isyan edilmeyen varlığa tekabül ettiğini göstermektedir. Bu yüzden tevhit inancı, tapılacak, ibadet edilecek; kâinatın ve eşyanın yaratıcısı olarak sadece Allah’ı kabul etmektir.
Allah’ı tanımaya yönelik tahkik ya da araştırma, önce iman sonra da ibadetlerin gerekçelendirilmesine esasına müteveccihtir. Zira tanınmayan bir varlığa gönülden bağlanılamayacağı gibi bu bağın tezahürü olan ibadetler de arzu ve heyecanın ürünü olamaz. Bu sebeple Allah’a icabetle yönelmek sevgiyi, o da bilmeyi ve tanımayı gerektirir. İradi ve bilinçli bir yöneliş, ancak bilmek ve tanımakla mümkün olabilir. Kişinin kendini tanıması, görev ve sorumluluklarını bilmesi de Allah (cc)’ı tanımaya bağlıdır. Kul Rabbini tanıdıkça, O’nun vasıflarını bilip öğrendikçe, iman ettiği ve ibadette bulunduğu rabbi daha iyi algılayacak, yaratanıyla arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamlandıracaktır. Her biri Allah (cc)’ın farklı bir niteliğini ifade etmesi nedeniyle en güzel isimlerin (Esmaü’l-Hüsna) anlamlarıyla özümlenmesi, bununla birlikte Allah (cc)’ın, en çok sevilmesi gereken tek varlık, O’nun, vahiyle bildirdiği mesajın, dünyayı güzelleştiren ahreti de kazandıran evrensel ilkeler bütünü olduğunun bilinmesi ve benimsenmesi şarttır.
İman ve ibadetlerdeki samimiyet, varlık âlemindeki misyonun bilincine varmakla mümkündür. İslam’ın müntesiplerinde öngördüğü basiret, ileri görüş, ideal ve görünümün maksadı ve dayandığı bireylerin tefekkürüne havale edilmiştir. Kulluğun üzerine oturtulduğu samimiyeti aşındıran hatta yok eden taklitten, yüzeysellikten, nifak ve riyadan kurtuluş, selim fıtratın ilahi prensiplerle korunmasıyla mümkündür; küçük bir iyiliğe minnet eksenli sevgi besleme duygusu, sayısız lütuf ve ikramların sahibi olan Allah’a şükretmenin başlangıcı sayılmıştır. Hz. Peygamber (sav)’in, “İnsanlara teşekkür etmeyen, Aziz ve Celil olan Allah’a da şükretmez”[2] ifadesi, bu gerçeğe işaret etmektedir.
Yaratanı tanımak, onun verdiği hayata yine onun dinini yaşam tarzı olarak belirlemekle başlar. Zira diğer bütün fikir ve sistemler, bireyin, bir grubun ya da bir telakkinin ürünü oldukları için sınırlıdırlar ve mutluluğu sağlamaya yöntem olamazlar. Bu nedenle bir işçinin, çalışma saatleri içerisinde işvereni için çalışması ve başkaca bir iş tutmaması nasıl ahlaki ve hayati bir zorunluluksa İslam’a girmiş olan bir kimsenin de, sadece Allah’ı ilah olarak kabul etmesi ve ibadetlerini sadece Allah’a yapması bahtiyarlık için elzemdir.
Yaratıcının zatına mahsus özel isim olan, bizzat O’nun zatına işaret eden ve başkaca hiçbir varlık hakkında kullanılamayan ve diğer tüm isim ve sıfatları kendisinde cem eden Allah lafzı, Alemlerin yaratıcısının bir ve benzersiz olduğuna, bütün varlıkların yaratıcısı, idare edicisi ve yegane mabudu olduğuna işaret eden has ismi, tevhid inancının ana unsurudur.
Allah (cc)’ın var olduğunu ve bütün kainatı yarattığını bilmek, onu tanımak demek değildir. Kur’an; “Andolsun, eğer onlara, ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan elbette, ‘Allah’, derler. De ki: ‘Peki söyleyin bakalım? Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O’nun rahmetini engelleyebilirler mi?’ De ki: ‘Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O’na tevekkül ederler”[3] ifadesiyle, yaratanın aynı zamanda ibadet edilen, olumsuz durumlarda dua, niyaz ve tazarru ile yardımı istenen, sıkıntıları gideren, iyilikleri getiren, esirgeyen, günahları bağışlayan ve kendisine tevekkül edilen; bütün bunlara icabet etme gücüne sahip olan bir Allah tasavvuruna ihtiyaç olduğunu; sadece yaratma vasfı bulunan bir Allah düşüncesinin de müşriklere ait olduğunu bildirmektedir.
Gerçek imanın tadına varmak, Tevhid kelimesiyle özetlenen Allah (cc)’ın zatına özgü sıfatlar ile zatı hakkında mümkün olmayan sıfatlar ayrıntılı olarak öğrenilmeli ve bilinmelidir. Allah (cc), zatı ile ilgili kişisel ve kişiliğinde durağan sıfatlar ile övülmeli; yaratılanlara ait sıfatlardan tenzih edilmelidir. Duyu organlarından her biri aracılığıyla farkına varılan ve sayısı bilinmeyen varlık alemi ile bunarlın kendi amacına uygun tasarlanmış olması, Allah’ın varlığına kılavuzluk etmeli, temiz akıl sahiplerini ona götürmelidir. Her şeyin erkekli dişili, pozitif negatif olarak çiftler halinde yaratılması,[4] Güneşin, Dünyanın ve Ay’ın hareket halinde olması,[5] Dünyanın kendi etrafında dönmesi,[6] kainatın genişlemesi,[7]gökyüzünü koruyan atmosfer tabakasının varlığı[8] ve daha nicesi; kainatı bilen, haberdar olan ve idare eden yaratıcıya delalet etmektedir
İslam bilginlerine göre en yüksek ilim, görülen ve görülmeyene her şeyin yaratıcısı, sonsuz sıfatları haiz Allah (cc)’ın bilinmesidir. Bütün ilimlerin ana hedefi de bu olmalıdır.
Selam ve dua ile…
Hüseyin KÖKSAL
İlçe Müftüsü
[1] 1/Fatiha, 2 [2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 258 [3] 39/Zümer, 38 [4] 51/Zariyat 49; 36/Yasin 36 [5] 21/Enbiya, 33; 36/Yasin 38, 39, 40 [6] 27/Neml, 88; 21/Enbiya, 31; 2/Bakara, 190; 39/Zümer, 5 [7] 51/Zariyat, 47 [8] 21/Enbiya, 32